| Davutoğlu: Gerekirse Suriye ile savaşırız |
|
Administrator tarafından yazıldı.
Cuma, 07 Ekim 2011 09:21 |
 |
 |
 |
|
| 
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Suriye'nin bir iç kargaşaya girmesi Türkiye'ye de bir risk oluşturduğunda tedbir alınacağını söyledi.
Davutoğlu, 32. Gün programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtladı. Birand'ın "Suriye ile savaşa mı gidiyoruz?" sorusu üzerine halkın talepleri doğrultusunda Türkiye'nin Suriye halkının yanında yer aldığını ifade eden Davutoğlu, "Biz Suriye halkına yönelik baskıların artık kabul edilemez aşamaya geldiğini düşünüyoruz" dedi.
Bakan Davutoğlu, "Ne yapabiliriz?" şeklindeki soru üzerine, "Bu konuda esas yapılabilecek olanı Suriye halkı yapacak. Ama bizim yapacağımız Suriye'nin komşusu olarak, Suriye halkı ile en yoğun ilişkileri yaşamış bir halk olarak atabileceğimiz çok adım var ve bunu da herkes biliyor" diye konuştu.
"Asker var mı bunun içinde?" diye soran Birand'a Davutoğlu, "Bizim için bir güvenlik sorunu olduğunda tabii ki. Biz Irak'ta Saddam, Kürt halkına baskıyı arttırdığında bir gecede 500 bin insan Türkiye sınırındaydı. Tabii o bölgeyi denetlemek için asker de dahil her türlü yöntem yani bir güvenlik sorunu haline dönüştüğünde bütün gerekli tedbirler alınır. Önemli olan şu aşamada Suriye gibi dost ve kardeş bir ülkenin böyle bir güvenlik sorunu haline dönüşmeden reformları gerçekleştirmesi, akan kanın derhal durdurulması. Önemli olan bu" dedi.
Bakan Davutoğlu, Birand'ın "Herhangi bir olası göç durumunda tampon bölge peşindeyiz biz" şeklindeki yorumu üzerine şunları söyledi:
"Hiçbir dönemde bizden tampon bölge kuracağımıza dair bir açıklama gelmedi ancak düşünün ki nisan-mayıs ayında olaylar arttığında on binlerce insan bizim sınıra doğru hareket etti. Biz tabii tedbirimizi almak durumundayız. İnsanlara bir duvar örüp 'burası benim sınırım buraya girmeyin' diyemeyiz. Bir ara sayı 15 bine kadar çıktı, şimdi 7 bin 600 civarında. Yarın diyelim sayı tekrar arttı, bilemeyiz. Bütün bu risklere karşı da Türkiye zayıfa kucak açan ve kendisinden eman dileyene eman veren devlet geleneğimiz içinde bu kardeş Suriye halkına o desteği vermek durumundayız. Ama bu bir tampon bölge şeklinde algılanmaması gereken bir husus. Önemli olan bu aşamalara gelmeden bu meselenin çözülmesiydi. Ama olmadı maalesef"
Reformların güvenlikle birlikte uygulanıp talepleri karşılandığında Suriye halkının tünelin sonunu görebileceği için alandan çekileceğini ancak bunu şimdi görmediğini belirten Davutoğlu, "Türkiye'nin Suriye'ye askeri müdahalesi söz konusu olamaz olsa olsa kendi topraklarına bir göç olursa önlem alır diyebilir miyiz?" şeklindeki soru üzerine, "Bu sizin çıkarımlarınız. Ben şunu söylüyorum; Suriye'deki her iç gerilim Türkiye'yi, Irak'ı, Lübnan'ı, İsrail-Filistin'i, Ürdün'ü etkiler. Bütün bölgeyi etkiler. Bu anlamda bölgede şu anda Suriye'den daha önemli ülke yok, aynı anda bir çok krize müdahil durumda. Dolayısıyla Suriye'nin bir iç kargaşaya girmesi Türkiye'ye de bir risk oluşturduğunda tabii ki tedbir alınır" diye konuştu.
Davutoğlu, "Ne tür tedbirler alınabilir?" şeklindeki soruyu, bunu şimdiden söyleyemeyeceğini ifade ederek, "Devlet olmak her türlü senaryoya hazır olmaktır ama daha olmamış bir senaryoyu da tetiklememektir" diye yanıtladı.
Reformlar için Beşşar Esad'a her türlü teknik desteği verdiklerini anlatan Davutoğlu, "Esad ne zaman gider?" şeklindeki soruyu Beşşar Esad'ın durumunun Mübarek ve Kaddafi'nin durumunu gibi olmadığını belirterek şöyle yanıtladı:
"Çok karmaşık bir sosyolojik yapı var orada. Bu zor bir süreç ama şu an itibariyle halktan meşruiyet desteğini büyük ölçüde yitirmiştir, yakın çevresi dışında görünen tablo böyle. Yitirmemiş olsaydı hemen seçimlere gitme kararını kendi de alırdı, ümidi zamanla düzelir ama uyguladığı yöntemler düzelmekten çok öte. Eğer bu yöntemi devam ettirirse halkıyla çatışan bir rejimin ayakta kalması mümkün değil."
-"Uluslararası sularda hiç bir gemimize kimse müdahalede bulunamaz"
İsrail'e yaptırımlar sonrası dikkati çeken seyrüsefer serbestisinin anımsatılması üzerine, Türkiye'nin orada iki mesajı olduğunu belirten Davutoğlu, şunları söyledi:
"Dünyanın neresinde olursa olsun bundan sonra Türk vatandaşlarına kimse dokunamaz, Latin Amerika açıklarında da olabilir, başka yerde de. Bunun hesabını sormak Türkiye Cumhuriyeti devletinin hem hakkı hem sorumluluğudur. Uluslararası sularda seyrüsefer serbestliği dünyanın her yerinde olduğu gibi Doğu Akdeniz'de de uygulanacak. Eğer bu olmazsa yani Palmer ve Uribe'nin tek taraflı yazdığı raporla İsrail Gazze deniz blokajını meşru görürse, bu demektir ki İsrail açıklarında bile yani uluslararası sularda birisi Gazze'ye geliyorsa İsrail müdahale edebilir. İspanya veya Antalya önlerinde bile müdahale edebilir. Eğer böyle birşey meşru kılınırsa Akdeniz herkesin kendi alanını tayin ettiği ve uygun gördüğü gemiye müdahale ettiği bir yer haline gelir. Doğu Akdeniz bizim doğal havzamızdır."
"İsrail'in uluslararası sularda Türk gemilerine müdahalesi bundan sonra Türk donanması tarafından engellenecek mi" diye soran Birand'a Davutoğlu "Evet çünkü uluslararası sularda bayrak Türk bayrağıysa ve gemi Türk kontrolündeyse o gemi Türk toprağı sayılır. O egemenlik alanı içinde görülür. Bizim seyrüsefer serbestisinden kastettiğimiz budur. Bu tür müdahalelere müsamaha edilemeyeceğini ve her türlü tedbiri alacağımızı söyledik. Zaten böyle bir müdahale olursa bu tedbiri almak bizim hakkımız ve görevimiz. Uluslararası sularda, İsrail kara sularına girmedikçe hiç bir gemimize, ne taşıyor olursa olsun, kimse müdahalede bulunamaz" dedi.
-Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz aramaları-
Bir başka soru üzerine Doğu Akdeniz'de Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin başlattığı tek taraflı arama çalışmalarının barış görüşmelerini provoke ettiğini ifade eden Davutoğlu, bunun üzerine Türkiye'nin de KKTC ile Kıta sahanlığı sınırlandırma anlaşması yaptığını, AB ve ABD'nin de Türkiye'nin bu konuda haklı olduğunu bildiğini belirtti.
Piri Reis ile başlatılan sismik araştırmaların başka gemilerle de takviye edileceğini dile getiren Davutoğlu, "Şu anda gemilerimiz alandadır. Kıbrıs'ın güneyinde de -biz çünkü Kıbrıs'ın bütünüyle ilgili bu anlaşmayı yaptık- sismik çalışmalarımızı yapıyoruz. Ümit ederiz ki Ekim ayında bu müzakerelerde bir gelişme olur sonra bütün araştırmalar birleştirilir. Olmazsa da biz tek taraflı bu uygulamayı kabul etmeyeceğimizi dile getirdik" diye konuştu.
Davutoğlu, "Etrafa pazu gösteren Türkiye imajı sizi tatmin ediyor mu? Komşularla sıfır sorun politikası bitti mi" şeklindeki soruyu ise şöyle yanıtladı:
"Biz komşularla sıfır sorun derken birisi bizim vatandaşlarımızı öldürdüğünde 'ses çıkarmayacağız' mı demek istedik? Böyle mi anlaşıldı bu? İsrail bizim vatandaşlarımızı öldürecek 'Komşularla sıfır sorunu benimsedik buna cevap vermeyelim' mi diyecektik? Devlet ahlakı, geleneği bunu mu gerektirir. Komşularla sıfır sorun derken Güney Kıbrıs, Kıbrıs'ın güneyinde araştırma yapacak, provokasyon yapacak biz tepki vermeyeceğiz demek mi? Sudan'da olaylar olduğunda niçin Ömer Beşir'in yanında duruyorsunuz diye soruyorlardı, ki durmadık. Darfur konusunda herkesten fazla çalıştık. 'Neden insan hakları konusunda Müslüman ülkeler söz konusu olduğunda sesiniz daha az çıkıyor?' diyenler şimdi Suriye'de, Mısır'da, Libya'da sesimiz yüksek çıkıyor diye 'Aman yanlış mı yapıyoruz?' diyorlar. İlkeli olmak lazım. Eleştiride de ilkeli, tutarlı olmakta fayda var."
Davutoğlu, gelecek hafta içinde Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari'nin Türkiye'ye geleceğini ve Irak ile en geç Aralık ayında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği konseyini (YDSİK) yapacaklarını, Aralık ayı başında Bulgaristan ile, Kasım ayında Kıbrıs'ta bu sıkıntı yaşanırken Yunanistan'la ve Aralık ayı sonunda da Ukrayna ile YDSİK'yi gerçekleştireceklerine işaret ederek, ilişkilerin normal seyrinde devam ettiğini ifade etti.
Davutoğlu, "Ama birisi herhangi bir problem çıkardığında bunu pazu göstermek olarak değerlendirmeyin" diye konuştu.
-"NATO Erken Uyarı Radarı herhangi bir komşuyu hedef almıyor"-
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, NATO erken uyarı radarının Türkiye'de kurulması konusunda da şunları söyledi:
"Bizim için radar konusu ne anti-İrancılıktır ne herhangi bir komşuyu hedef almaktır. Bizim hükümet olarak görevimiz gittikçe artan nükleer yayılma ve balistik füze tehdidine karşı -en az 30 ülkede ve çok sayıda devlet dışı aktörde olacağı düşünülüyor- tedbirimizi şimdiden almak. Bu gelecek nesillere bir borcumuzdur. Nasıl alırsınız tedbirinizi? Kendi füze savunma sisteminizi geliştirerek. Bunu yapacağız. Savunma sanayi müsteşarlığımız içinde kendi savunma sistemimizi, ulusal kapasitemizi geliştireceğiz. Bunun yanında NATO'nun parçasıyız biz. NATO niçin var? Bugünler için var. Türkiye'nin savunma ihtiyaçlarını karşılamak için var. Ve bizim Genelkurmay Başkanlığımızla, MİT Müsteşarlığımızla, ilgili bütün bilimsel kurumlarımızla yaptığımız bütün o değerlendirmeler sonucunda Türkiye topraklarının bir nükleer güvenlik şemsiyesi altında olması bizim için bir güvenlik meselesi.
Bu çerçevede biz müzakereleri yürüttük ve belli ilkeler koyduk ortaya. Hiç bir komşu ülke tehdit ilan edilmeyecek. Biz kimseden tehdit görmüyoruz ve hiç bir NATO belgesinde bu yer almadı. Bu yapı bütün topraklarımızı koruma altına alacak. Bu tesis bir füze tesisi değildir, füze kalkanı değildir. Türkiye'ye yabancı bir füze gelmeyecek. Sadece bir erken uyarı sistemidir ve caydırıcı niteliktedir, saldırı niteliğinde değil. Biz İran'lı dostlarımızla bunları çok açık bir şekilde konuştuk. Geçen sene İran oylamasında ne kadar samimiysek bugün de o kadar samimiyiz."
haber7
|
|
| Meclis'teki askerî tabur kaldırılıyor |
|
Administrator tarafından yazıldı.
Çarşamba, 05 Ekim 2011 07:37 |
 |
 |
 |
|
| 
YAŞ'ta oturma düzeni, 30 Ağustos'ta tebrikleri Genelkurmay başkanı yerine cumhurbaşkanının kabulü gibi 'sivilleşme' adımlarına bir yenisi daha ekleniyor.
Yıllardır tartışılan ve TBMM'nin güvenliği ile tören görevlerini yürüten Muhafız Taburu, Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in hazırladığı yeni Teşkilat Yasası ile kaldırılıyor. Partilerin de görüşü alınarak hazırlanan yasa teklifine son hali verilerek, Plan ve Bütçe Komisyonu'na gönderildi. Komisyon'da yarın görüşülecek kanun teklifiyle taburun yanı sıra iç, dış ve kapı güvenliğini sağlayan polis de Meclis'ten çıkarılıyor. Bunun yerine yeni bir 'güvenlik müdürlüğü' oluşturuluyor. Bu kapsamda 550 civarında güvenlik memuru istihdam edilecek. Asker ve polisin Meclis'ten ayrılması için ise 3 yıllık bir süre veriliyor.
YAŞ'ta oturma düzeni, 30 Ağus-tos'ta tebrikleri Genelkurmay Başkanı yerine Cumhurbaşkanı'nın kabulü gibi 'sivilleşme' adımlarına bir yenisi de Meclis'te ekleniyor. Meclis'in korunması, tören ve saygı nöbetleri vb. görevleri yerine getiren ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nın bir parçası olan TBMM'deki Muhafız Taburu kaldırılıyor. Meclis Başkanı Cemil Çiçek, AK Partili Meclis başkan vekilleri Mehmet Sağlam ve Sadık Yakut'un 'milletvekili' sıfatıyla verdiği kanun teklifine göre artık 'Meclis Başkanlığı'nın sorumluluğuna tahsis edilmiş; bütün bina, tesis, eklenti ve arazinin emniyeti ve diğer kolluk hizmetleri başkanın emrinde Güvenlik Müdürlüğü tarafından' yerine getirilecek. Güvenlik Müdürlüğü için 550 civarında güvenlik memuru istihdam edilecek. Bu personelin mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, çalışma usul ve esasları Başkanlık Divanı tarafından çıkarılacak bir yönetmelikle düzenlenecek.
Meclis Başkanı'nın talebi üzerine TBMM'de düzenlenen resmî tören ve karşılamalar için Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı'ndan yeteri kadar askerî personel temin edilecek. TBMM'de görev yaptığı sürece askerî personel Başkan'ın emrinde görev yapacak. Ancak kanunun 'güvenlik'le ilgili maddesi 1 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu süreye kadar yeni güvenlik personelinin alımı, taburun ve polisin ayrılmasına ilişkin işlemler yürütülecek. Bu süre içinde mevcut güvenlik hizmetlerini yine asker ve polis yerine getirecek. Teklifin gerekçesinde, 'diğer pek çok demokratik ülkenin yasama meclislerinde olduğu gibi, TBMM'nin güvenlik hizmetlerinin kendi bünyesinde yer alan bir birim ve personel eliyle yerine getirilmesi'nin önemine işaret ediliyor. Halen Meclis'teki bütün bina, tesis, eklenti ve arazinin emniyeti ve diğer kolluk hizmetleri, Genelkurmay Başkanlığı'nca tahsis edilen askerî birlik ve İçişleri Bakanlığı'nca tahsis edilen polis kuvveti tarafından yerine getiriliyor.
Ayrıca teklifte Meclis'in idari yapısı yeniden belirlenirken, personel sayısı azaltılıyor, daire başkanlıkları da kaldırılıyor. Teklife göre, Meclis'e personel alımı sınavla yapılacak. TBMM Genel Sekreterliği'ne bağlı daire başkanlıkları kaldırılarak, 27 birim müdürlüğü oluşturulacak. Emekliliği gelen personel de ikramiye oranı artırılarak emekliliğe özendirilecek. Sözleşmeli ve geçici statüde çalışan personel sayısı, norm kadro sayısına düşünceye kadar personel alımı yapılamayacak.
zaman
|
|
|
| Bahçeli'nin yeni anayasa için 3 şartı |
|
Administrator tarafından yazıldı.
Salı, 04 Ekim 2011 11:16 |
 |
 |
 |
|
| 
MHP Genel Başkanı Bahçeli, yeni yasama yılının ilk grup toplantısında konuştu.. Bahçeli'nin gündeminde terör ve yeni anayasa çalışmaları vardı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, artan terör olayları nedeniyle ciğerinin yandığını söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a seslendi. Bahçeli, “Eğer terör saldırılarından dolayı hakikaten ciğerin yanıyorsa, yangına neden olanlara günün göster de samimiyetini ve neler yapabileceklerini görelim ve destek olalım. Bunun için 17 Ekim tarihinde Sınır Ötesi Tezkere kararını aldıktan sonra kara harekatını başlatacak iradeyi göster ve Türk bayrağını Kandil’e inmeyecek bir şekilde göndere çek” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yeni Yasama yılının ilk grup toplantısını yaptı. Toplantı TRT 3’te değil, kapalı devre yayın yapan ve internet üzerinden izlenebilen TBMM TV’den yayınlandı. TRT Haber de Bahçeli’nin konuşmasının bir bölümünü canlı yayınladı.
Bahçeli, konuşmasına yeni dönem de MHP’nin nasıl bir çalışma sergileyeceğini anlatarak başladı. Bahçeli Türk milletinin vekillerden kavganın değil uzlaşmanın dilini, ihtilafın değil buluşmanın ruhunu, bezginliğin değil mücadelenin nefesini ve teslimiyet değil cesaretin sesinin haykırılmasını istediğini belirterek MHP olarak bu dilek ve temennilere uygun hareket edeceklerini söyledi. Türkiye’yi bütünüyle kucaklayacak, meselelerini çözüm iradesiyle buluşturacak siyasi tutumlara cevapsız kalmayacakları mesajı veren Bahçeli, “Felakete davetiye çıkaracak, kapı aralayacak ve zemin oluşturacak her türlü siyasi maceraya, manevraya ve emele direnerek boşa çıkarma konusunda son derece coşkulu ve hazırız” dedi.
-BAHÇELİ’DEN ERDOĞAN’A SINIR ÖTESİ ÇAĞRISI-
Ankara Kızılay’da patlayan bomba, kaçırılan öğretmenler, devlet görevlileri ile sivilleri hedef alan terör eylemlerine dikkat çeken Bahçeli, “Artık terörün ölüm ve nifak saçan namlusu herkese doğrulmuştur” diyerek şunları söyledi:
“Kendisi ciğerinin yandığını iddia etse de bu sızlanmasının, içi boş ve hamasatten ibaret bir beyan olduğu açıktır. Başbakan’a buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. Eğer terör saldırılarından dolayı hakikaten ciğerin yanıyorsa, yangına neden olanlara günün göster de samimiyetini ve neler yapabileceklerini görelim ve destek olalım. Bunun için 17 Ekim tarihinde Sınır Ötesi Tezkere kararını aldıktan sonra kara harekatını başlatacak iradeyi göster ve Türk bayrağını Kandil’e inmeyecek bir şekilde göndere çek.”
-MÜZAKERELERE 'ALÇALMA' TEPKİSİ-
Artan terör saldırılarıyla ilgili, “Hükümetin bölücülerle girdiği sıcak ilişkilerin acı sonuçları birer birer ortaya çıkmaktadır” değerlendirmesi yapan Bahçeli, “Başbakan kanlı örgütün meşum eylemlerine rağmen, teröristlerle hala görüşebileceğini söyleyerek milletimizin aklını, haysiyetini ve idrakını ayaklar altına almaktadır” eleştirisi getirdi. İmralı ile yapılan görüşmeleri ve imzalanma noktasına gelen protokollere tepki gösteren Bahçeli, “Başbakan’ın sözde önderlik yol haritasına bağlı kalarak bölücülere umut vermesi dünya durdukça unutulmayacak bir alçalma olarak hafızalara kazınacaktır” dedi.
-“SÖZDE TÜRK BAHARI”-
AKP’nin kanlı bir bölünmeye ortam hazırladığını ileri süren Bahçeli şöyle devam etti: “Anlaşıldığı kadarıyla, bu defa da sözde Türk baharının bütün yönleri oluşmakta ve Türkiye AKP eliyle tasfiye edilmektedir. Başbakan’ın bölücülerle açıkça müzakere yapmaktan bahsetmesi bunun en somut delilidir. Kürt kökenli kardeşlerimizle PKK’yı ilişkilendirerek ayrımcılığı genişleten sorumsuzluğun ve densizliğin başka bir neticeye ulaşması mümkün olmayacaktır. Terör sorunu ile Kürt kökenli kardeşlerimiz arasında kurulacak bağın, bin yıllık kardeşlik hukukunu dinamitleyeceği aşikârdır.”
-“ERDOĞAN TÜLBENTLERİ DEĞİL AL YAZMALARI HATIRLASIN”-
Bahçeli, Barış Annelerinin kullandığı beyaz tülbenle ilgili, “Şimdi tülbentlerinizi nereye sereceksiniz” yönündeki açıklamasına da sert tepki gösterdi.
Bahçeli, “Başbakan Erdoğan, PKK militanlarına destek vermek amacıyla tülbentlerini iki de bir yere seren bazı zavallıları muhatap kabul ederek, bundan sonra tülbentlerin nereye serileceğini sorması da teröristlerle halk arasında kurulmaya çalışılan irtibatı güncelleyecektir. Kimin nereye ne serdiği bizim umurumuzda değildir. Katilleri masumlaştırmaya çalışan güruha hatırlatmak isterim ki; anaların, gelinlerin, bacıların şühedasına yaktığı ağıtlardan dolayı sırılsıklam olmuş al yazmaları, tüm temizliği ve saflığıyla kınalı ellerde ve şerefli alınlarda yücelmektedir. Başbakan Erdoğan’ın; teröristlerin arkasından serilenleri değil, şehitlerin arkasından sallanan yazmaları hatırlaması ve hakkını teslim etmesi ahlaken ve manen bir vecibedir.”
-ERDOĞAN’A İSPANYA ÖRNEĞİ-
PKK’yla yapılan müzakerelerin sonunun karanlık ve yıkım olduğunu ifade eden Bahçeli, Başbakan Erdoğan’a Medeniyetler İttifakında Eşbaşkanlık yapan İspanya Başbakanının terör örgütü ETA’yla yaptığı müzakereyi örnek verdi. Madrid’de patlayan bir bombayla o sürecin tersine çevrildiğini kaydeden Bahçeli, “İspanya Başbakanı ise 2007 yılının Ocak ayında; büyük bir hata yaptığını kabul etmiş ve İspanyol vatandaşlarından özür dileme erdemini göstermişti. Başbakan Erdoğan da eninde sonunda aynı akıbetten kurtulamayacak ve inadının ve yaptıklarının hesabını mutlaka verecektir” dedi.
-“YENİ ANAYASADA ‘HAYIR’ UYARISI”-
MHP lideri Bahçeli yeni Yasama yılının ilk grup toplantısında Anayasa çalışmalarıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in girişimleriyle, Meclis platformunda uzlaşma iklimi oluşturulmasının istismarcı ve art niyetli olmadıktan sonra faydalı olacağını düşündüklerini açıklayan Bahçeli, Uzlaşma Komisyonuna temsilci göndereceklerini söyledi. 12 Eylül referandumunda partisinin “Hayır” tavrının arkasında durduklarını kaydeden Bahçeli, “O günkü AKP zihniyeti tekrar karşımıza çıkarsa emin olun aynı kararlılığı sonu ve bedeli ne olursa olsun yine göstermekten çekinmeyiz” dedi.
-YENİ ANAYASA’DA SÜREYE TEPKİ-
Bahçeli, Başbakan Erdoğan’ın yeni anayasa için 9 ay süre biçmesinin uzlaşma adap ve seyrine uygun düşmediğini belirterek, “Uzlaşma ortamının filizlendiği bir zaman diliminde, aceleyle anayasa hazırlık çalışmalarının süresini tayin etme gayreti siyasi saygı ve nezaketi dışlayan bir davranış olmuştur. Bu hassas süreci sabote edebilecek görüş ve düşüncelerden en başta Başbakan’ın bizzat kendisi kaçınmalıdır. Bugünden, yeni anayasa hazırlık ve uzlaşma çabalarını gölgelemek ya da buna çanak tutan izharlarda bulunmak işbirliğine dönük girişimleri baltalayacaktır” dedi.
Bahçeli, yeni Anayasa çalışmalarıyla ilgili bir uyarıda da bulundu. Bahçeli, “Türkiye’nin varlık yokluk mücadelesi verdiği bir zaman aralığında, anayasanın bu kadar gündeme getirilmesi başka amaçların ve hedeflerin hesaba dâhil edildiğini kanıtlamaktadır. Terörün zirve yaptığı bu karanlık dönemde, anayasa taleplerinin sürekli gündemde tutulması, şaibeli bir pazarlık sürecinin sürekli mevzi elde ettiğine delalettir” dedi. Bahçeli, “Demokrasi ve özgürlük sloganlarıyla aziz millet varlığına kast eden etnik bölücülüğün ve bunlara yardım ve yataklık yapanların taarruzlarına direnecekleri” mesajı verdi.
-GÜL’ÜN KONUŞMASINA ELEŞTİRİ-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Meclis açılışında yaptığı konuşmayı, “vasat ve vizyondan mahrum” olarak nitelendiren Bahçeli şöyle devam etti:
“Sayın Abdullah Gül’ün sözlerinin ana fikrinde, yeni anayasa merkeze oturmuş ve dikkatler bu noktaya kilitlenmiştir. Bize göre bu konuşmanın satır aralarının iyi okunması ve dikkatli bir şekilde tahlil edilmesi gerekmektedir.
Sayın Gül, yeni anayasa yapımıyla ilgili vazife ifa edilirken, millet temsilcilerine sorumluluk ve özgüven içine hareket etmelerini tavsiye etmiştir. Hatırlatmak isterim ki, bu zamana kadar Gazi Meclis’in aziz temsilcileri her konuda sorumluluklarının şuurunda olarak özgüvenli bir şekilde görevlerini yerine getirmişlerdir. Makamı ve pozisyonu ne olursa olsun, milletvekillerine nasıl davranmaları gerektiği konusunda telkin, yönlendirme ve ikaz ancak ve ancak aziz milletimiz tarafından yapılacaktır. Bunun dışında hiç kimsenin TBMM’ne üsten bakma ve nasihat etme gibi bir hakkı ve yetkisi bulunmamaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın söz ettiği her türlü özgürlük çağrılarının ise sınırı ve hacmi, nerede durup neleri ihtiva edeceği muamma olduğu kadar da tehlikelidir. Acaba bugünkü AKP iktidarı her türlü özgürlüğe toleranslı ve hoşgörülü bir şekilde yaklaşmakta mıdır? Basılmamış kitapları toplatmanın neresinde özgürlük vardır? Telefon dinlemelerinin, özel hayatın gözetim altına alınmasının özgürlüklerle bağı ve bağlantısı nedir? Ses kayıtlarıyla siyaset tanzimine yönelenlerin, röntgencilikle evlere kamera yerleştiren karanlık suratların can simidi midir özgürlük? Aralarında değerli arkadaşımız İstanbul Milletvekili Sayın Engin Alan’ın da bulunduğu, milletin vekillerinin dört duvar arasında tutulması mı özgürlüktür? PKK’ya müsamaha göstermek, terörle mücadele edenlere zalimce davranmak özgürlüğün neresine sığdırılmaktadır? Uzayan mahkeme safahatları neticesinde tutuklulukları fiili mahkûmiyete dönüşenlerin içler acısı halleri özgürlüğe duyulan bağlılıktan mı kaynaklanmıştır? Özel yetkili savcıların terör estirmeleri midir özgürlükten murat edilen?”
-"ASLA GERİ ADIM ATMAYIZ"-
“Etnik bölücülüğü meşrulaştırarak milletten ayrılma bahanesi olarak kullanacaksanız, biliniz ki Milliyetçi Hareket karşınızdadır ve mücadelesinden asla geri adım atmayacaktır” diyen Bahçeli, Cumhurbaşkanı Gül’ün “Anayasaların milletin farklı siyasi çizgilerini zapturapt altına alma anlayışından uzak durulmasını” sözlerini ilginç bulduğunu belirterek şunları söyledi: “Peki, içinden geçtiğimiz süreçte hangi siyasi eğilim ve tarz yasaktır veya yasaklanması düşünülmektedir? Ne hazindir ki, Türk milletini bölmeyi hedefleyen ve demokratik özerkliği programına alan partilere bile hukuk kuralları zorlanarak, tahammül ve dayanma noktaları bükülerek göz yumulmaktadır. Şayet bu açık gerçek görülmüyorsa milletin suyu da ekmeği de haram lokma olarak boğazlara duracaktır.
Sayın Gül’ün anayasanın esnek olması yönündeki talebi de manidardır. Nitekim esneklikten kasıt her yöne çekilebilen, her kalıba girebilen, köşeleri olmayan, sınırları ve kuralları bulunmayan bir anayasanın hazırlanması ise bunun ne devlete ne de millete hayrının dokunmayacağını herkes iyi bilmelidir. Bununla birlikte Sayın Cumhurbaşkanı sözde Kürt sorununa atıf yaparak bu meselenin çözülmesi gerektiğine göndermede bulunmuştur. Çelişkiye bakınız ki, Başbakan Erdoğan bir tarafta Kürt sorunu bitmiştir derken, diğer tarafta devletin en yüksek makamı bu sözde sorunu kabul etmekte ve devam ettiğini iddia etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit haklara sahip vatandaşları arasında böyle bir ayırım ve sınıflandırma yapılmasının Türkiye’nin milli birliğini tahrip edeceği ve karşımıza etnik çatışma ve ayrışma sürecini çıkaracağı çok açıktır.
Ayrıca, Sayın Gül’ün bizim açımızdan mühim bir başka ifadesini dikkatlerinize sunmak istiyorum. Yaptığı konuşmasında; devletin birliği ve bölünmez bütünlüğünün temel siyasi perspektifleri ve tartışmaya açık olmayan ilkeleri olduğunu dile getirmiştir. İlk bakışta gayet masum ve kabul edilebilir olan bu düşüncenin, şifreleri çözüldüğünde karşımıza vahim bir manzara çıkmaktadır. Halen yürürlükte bulunan Anayasamız’ın üçüncü maddesinin birinci fıkrasında; Türkiye Devleti’nin; lütfen dikkat buyurunuz, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu vurgulanmaktadır. Burada, önümüzdeki süreçte milletten taviz vererek anayasa hazırlığının çatısı inşa edilmek isteniyorsa, yanlış hesabın başkent Ankara’nın tarihi yemininden ve Türk milletinin kudretinden mutlaka geri döneceğini ilgililerin bilmesinde sonsuz fayda bulunmaktadır.
haber7
|
|
| "CHP belge isterse veririz" |
|
Administrator tarafından yazıldı.
Pazartesi, 03 Ekim 2011 11:12 |
 |
 |
 |
|
| 
Başbakan Erdoğan, Alman Vakıfları polemiğiyle ilgili açıklama yaptı
Başbakan Tayyip Erdoğan, Makedonya dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlarken gündeme getirdiği "Alman Vakıfları" konusuyla ilgili açıklama yaptı. Güney Afrika gezisi öncesi havalimanında soruları yanıtlayan Erdoğan, bazı Alman vakıflarının CHP'li ve BDP'li belediyelerle ihale anlaşmaları yaptığını belirterek, "Türkiye'de bu tezgah yeni değil. Ana muhalefet partisi kendi belediyelerini araştırsın. Eğer isterlerse biz de kendilerine gerekli belgeleri veririz" şeklinde konuştu.
Erdoğan, şunları söyledi:
"Ben Alman vakıfları için isim vermeyeceğim, arar kendiniz bulursunuz demiştim. Şimdi bu vakıfların kendi fonları var bazı yerlere hibeler yapıyorlar. Ben ne demişim. Belediye ile kredi sözleşmesi yapıyorlar. Gazeteci arkadaşlarımız soruyor. Konunun aslı şudur. Bu söylenen vakıflar tabi benim konuşmamla da gündeme gelmedi. Türkiye'de bu konu daha önce de medya vasıtasıyla gündeme geldi. Alman vakıflarının Türkiye'de uzun zamandır bu tür girişimleri var. Hatta ana muhalefet partisine bu şekilde yardımı da tartışma konusu olmuştur. Ama işin üzerine gidilmediği için belli bir noktada kalmıştır. Ana muhalefete partisi kendi belediyelerini 'Siz hangi Alman vakıfları ile işbirliği içindesiniz?' diye bir araştırsın. Bu konuda özel bilgi ve belgeleri isterlerse biz onlara bunu da sağlarız, görüşürüz, yardımcı oluruz. Benim anlattığım konu budur. Özellikle BDP'li belediyelere de bu tür vakıflar hibe mekanizmasını çok iyi çalıştırıyolarlar."
ERDOĞAN NE DEMİŞTİ?
Başbakan Erdoğan, Makedonya gezisi dönüşünde uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada "Bu belediyelere bazı vakıflardan destek gidiyor. Özellikle Almanlar bu konuda iyi bir durumda değil. Almanya’daki o vakfın ismini vermeyeceğim. Bu tür vakıflar özellikle CHP’li ve BDP’li belediyeler ile kredi sözleşmeleri yapıyorlar. Bu kredi sözleşmelerini yapmakla kalmıyorlar, hangi müteahhitlerle iş yapmaları gerektiği işareti veriyorlar. Kanalizasyon işi yapıyor. Ama şu firmaya vereceksiniz diyor. Baktığınızda yasaya uygun gibi görünüyor olay. Bu yolla resmen PKK’ya para gönderiyor o vakıflar" ifadelerini kullanmıştı.
CHP: BAŞBAKAN SÖZLERİNİ KANITLASIN
Başbakan'ın suçlamasına yönelik CHP adına açıklama yapan Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın ise, '"Başbakanı sözlerini kanıtlamaya davet ediyoruz" demişti. Günaydın, ''Başbakanlık iddia ortaya koyma makamı değildir. Başbakanın görevi devletin tüm kurum ve olanaklarıyla ortaya atılan iddiaları araştırmak ve ortada bir suç şüphesi varsa gereği yapılmak üzere konuyu yargıya intikal ettirmektir. Başbakanın konuşması siyasi açıdan analiz edildiğinde gündem saptırma amacı taşıdığı görülmektedir. Başbakanı sözlerini kanıtlamaya davet ediyoruz'' şeklinde tepkisini dile getirmişti.
haberturk
|
|
|